Mükemmellik küçük şeylerde gizlidir ama mükemmellik küçük bir şey değildir.” Aynı şey, Rolls-Royce Dawn için de geçerli. Üstü açık Wraith’i kabaca kategorize etmek gerekirse, onu 5.3 metre uzunluğunda ve 2.5 ton ağırlığında bir Riva Aquarama (üst sınıf bir hız teknesi) olarak tanımlayabiliriz. Rolls-Royce’un son modeli, 2016 yılında lüksün nasıl olacağı hakkında bir ders niteliği taşıyor.

Rolls-Royce, nadir bulunan özel otomobillerin ruhuna karşı bir isyan başlatıyor. Bir Dawn’ı otonom sürüş konusundaki bir tartışmanın ortasına çekilirken göremezsiniz. Peki bu otomobilin kendi çift turbolu 6.6 lt’lik V12’sinin, Wraith’in 633 bg’sinin karşısında 570 bg üretmesinin umurunda olduğunu mu zannediyorsunuz? Kesinlikle umurunda değil. Bu, gövde panellerinin dörtte üçünün özel olarak üretildiği ve şimdiye kadarki Rolls-Royce’lar arasında en zarif ön kanada ve arka tasarıma sahip bir zarafet çalışması.

Bu otomobil rahatlatıcı, güven verici ve bir Phantom Drophead’in dahi ulaşamayacağı oranda etkileyici bir güzelliğe sahip.

Elbette Dawn’ın ardında çok büyük bir mühendislik gizli. Rolls-Royce, Dawn’ın Bentley’in dünyanın en sert gövdeli dört koltuklu cabrio’su unvanını elinden aldığını söylüyor. Ayrıca kabin gürültüsünün sert tavanlı Wraith’inkiyle karşılaştırılabileceğini belirtiyor. Onunla birlikte süper kaliteli ürünlerin dünyasına giriş yapıyorsunuz. Akıllı bir saate birkaç yüz dolara sahip olabilirsiniz ancak pazar olarak baktığınızda, mekanik anlamda daha kötü olan ancak değerleri milyon dolarlarla ölçülen kol saatleri de bulunuyor. Bir üç boyutlu yazıcıdan çıkmış ayakkabıları mı, yoksa el ile üretilmiş özel yapım ayakkabıları mı tercih edersiniz? İşte bu yüzden Dawn, otomotiv sektöründeki zenginliğin en iyi örneği. Neden her otomobil rakamlarla anılmak zorunda ki? Sör Henry’nin de dediği gibi; “Fiyat unutulduktan sonra dahi kalıcı olan şey kalitedir.”