İşine iyi odaklanmanın sonucu.

Saat sabah 06:00. Ford Saarlouis fabrikasında ilk vardiya çalışmaya başlıyor. Her gün sayaçtaki üretilen otomobil sayısı sıfırlanıyor, zil çalıyor ve 510 iş istasyonu birden hareketleniyor.

Bu durum Ford Saarlouis fabrikası için sıra dışıydı. Çünkü hem deneyimsiz birinin üretim hattına girmesine izin verilmişti hem de seri üretim olacak olan ilk Focus RS üretiliyordu. Bugüne kadar üretilen tüm Focus RS’ler ya prototipti ya da üretim öncesi otomobillerdi. Bugünden itibaren satışa sunulacak olan Focus RS’ler ise burada üretiliyor olacak. Ancak ilk üretilen RS satışa sunulmayacak, çünkü o benim. 165. sıradaki bu  araç 10 ayrı istasyonda benim izlerimi taşıyacaktı. Bu gece üretimi ve kontrolleri (kontrollerden ben sorumlu değilim) bittikten sonra, bu aracı Blightly’de kullanacağım ve virajlı yollarda onu test edeceğim.

İlk olarak ABS kablo demetini alıp, boruyla buluşması gibi kritik bir işi öğreneceğim. Bu sağ dirseğimi ve bileğimi garip bir hareketle bükmem anlamına geliyor. Bundan sonra boş motor alanına tırmanıyorum ve bileşenleri bir araya getiriyorum. Metal boru yaylar, motor alanı içerisinde yerlerine klipslenecek gibi görünüyor. Bunu bir dakika civarında yapıyorum, ardından yıkama hortumlarını alıyorum ve tampon bağlantıları dahil gerekli yerlere yerleştiriyorum. Bu otomobil asla sorun çıkarmayacak.

Bu benim ilk istasyonumdu ve otomobil kapıları, tekerlekleri, aktarma ünitesi olmadan sadece bir iskeletti. Bir de birkaç kablosu vardı. Bu aşamada bile, evet aslında tam da bu aşamada inanılmaz görünüyor. Hız Mavisi iskelet güçlü bir biçimde duruyor ve fabrikada nereye gidersem gideyim bunun ‘benim’ otomobilim olduğunu kolayca anlıyorum.

Üretim hattını 30 saniyeliğine durdurduklarında ben içerideki işleri hallederken, diğerleri de motor bölümüne gerekli işlemleri yapıyor. Burada hangi bağlantıların tam olarak yerleşmediğine bakıyorlar, ben de bunun dünyanın sonu olmadığını söylüyorum. O anda insanların arkamdan bana nasıl baktıklarını hissedebiliyorum.

Buradan çıktığımda biraz bitkindim. Bu bölümün usta başı olan kişi, 22 istasyonundan söz etti. Temel olarak ilk kablolama, elektrik aksamı gibi işlerin fabrikada diğer çalışanlardan daha fazla eğitim gerektirdiğini belirtti. Bu beni rahatlattı fakat omzunun üzerinden benim kaybettirdiğim zamanı telafi etmek için çılgınca çalışan adamları görebiliyordum.

Bu çalışan bir fabrika ve TopGear’ı mutlu etmekten çok daha önemli işleri var. Üretim müdürü Marko Schunk’a bugün kabaca kaç araç üretmeyi beklediklerini sordum ve şöyle yanıtladı: “Burada tahmini rakamlar yoktur. Bugün 1716 araç üreteceğiz.” Bana yeni bir modeli üretime dahil etmenin asla kolay olmadığını fakat RS’in özellikle daha zor olduğunu söyledi. Tek parça koltukları kapı açıklığından sokmak zor ve aktarma sistemi 

gövdeyle buluştuğunda motor mesafelerini ayarlamak için çok az boşluk var. Ayrıca RS fabrika içerisinde dönerken, standart Focus tamponlarını kullanıyor.

Bunun sebebi, tam olarak doğru yere takılması gereken sensörlerin olması. En sonunda RS tamponuyla kolayca değiştiriliyor. Bir RS 45-50 otomobilde bir yapılıyor. Bu şekilde hat daha hızlı ilerliyor çünkü aynı anda üretim sonrası parçalar takılacak 30 otomobille birden uğraşmıyorlar. 165. otomobil taşıma bandında yolculuğuna devam ederken, arka kapıyı takmam gerekiyor. Daha sonra farları, arka spoyleri, ortadaki fren lambalarını ve RS logolarını yerleştiriyorum.

Her aksiyon, 45 saniye alacak şekilde tasarlanmış. Her istasyonu daha erken bitirmeye ve benim aracımın da arasında bulunduğu 10 otomobillik konvoyu izlemeye çalışıyorum. Bazı işlemler basit; logoları hizalamak ve yerleştirmek. Kapıları ekipman yardımıyla pozisyonlandırmak daha zor.

Burada tanıdığım tek alan Jant Montaj istasyonu. Bunun için iki aşama var. İlk kişi jantı koyuyor ve cıvata ekliyor; ikincisi beşinci cıvatayı ekleyerek devasa mitralyöz makinesi benzeri şeyle onları sıkılaştırıyor. Jantları kendiniz almanız gerekmiyor; aynı kapılar ve aktarma organlarında olduğu gibi. Sistem hangi jantın hangi araca takılacağını biliyor ve otomatik olarak bu size doğru geliyor. Bu istasyonda vardiya başına 1144 adet jant yerleştiriyorlar. Evet, elbette bu monoton ve zihin uyuşturan bir iş fakat tekrarlamada da gerçek bir sanat vardır. Düşünmeden, akıcı ve teknik hareketler yapmak. Yine de bunun tolere edilebilmesi için iş dışında sağlam ve iyi hobilerinizin olması gerekli.

Özel Araç Alanı farklı, daha çok bilindik bir servis merkezi gibi. Örneğin C-Max’inize bir çeki demiri sipariş ettiyseniz, işte burada takılıyor. RS’in ön tamponlarının takıldığı, daha fazla süspansiyon  kuvvetlendiricinin, ön viraj denge çubuğunun ve yan eteklerin yerleştirildiği yer burası. Bir dizi seçilmiş tork anahtarı, işaret kalemi ve elektrikli tornavidayla tüm işlerimi yapmam gerek. Etrafımda herkes Hız Mavisi RS’ler üzerinde özenle çalışıyor. Biraz sessiz bir yer.

Normalde otomobiller fabrikadan bu kadar çabuk çıkmazlar. Ama tüm montaj işlemleri yapıldıktan, su sızıntısı testi gerçekleştirildikten (her otomobil bir sprey tankından geçiyor) ve son yapılacaklar listesi kontrol edildikten sonra (yaptığım her şey gözden geçirildi) bu otomobile plaka takmama ve RS ile dışarı çıkmama izin veriliyor. İlk kez yola çıkıyoruz. Birinci viteste herhangi bir sallanma veya titreme olmadan ilerliyor. Sıra dışı bir durum yok. Her şey yolunda.

Dışarısı kasvetli. Şimdi düşünüyorum da, fabrika şaşırtıcı derecede sıcaktı. Bu kadar gürültülü de değildi. Üretim süreci benim yaptığım kesintilere rağmen normal ve akıcı bir şekilde ilerledi. Dışarıda her şey daha az kontrollü. Sıfır kilometre yeni RS’imi büyük bir heyecanla kolluyorum. Ford, nazik bir rodaj süreci tavsiye ediyor ve ben de buna bağlı kalıyorum. Yine de hız sınırlarının olmadığı Almanya’da her zaman biraz serserilik vardır.

Her şeye aşırı derecede hassasım. Sürüşü çok mu sarsıntılı? Silecekler düzgün çalışıyor mu? Navigasyon nasıl? Tüm kontrolleri yaptım ve her şey harika görünüyor. 275 km sonra gece için durduk ve bir sonraki sabah, Brüksel etrafında sıkışık trafikte dolaşmak için muhteşem bir zamandı. Islak, sıkışık ve can sıkan trafik memnun edici değil fakat tünelin sonunda bir ışık var…

Manş tünelinden çıkarak parlak Britanya güneşini görüyoruz. Focus RS’in kilometre sayacı 772 km’yi gösteriyor, güneş çıktı ve beyaz tepeler ışıl ışıl parlıyor. Dover’ın hemen yakınında çok güzel virajlı yolların olduğu az bilinen bir gerçek. Şimdi oraya gidiyorum ve bu Focus RS’in test sürecinin son adımı olacak.

Farklı modlarla oynuyorum. Yol sürüşü için Sport ihtiyacınız olan her şeyi veriyor; iyi yol tutuş, olağanüstü çekiş… Yol çok sarsıntılı olduğu için Race (Yarış) modundan uzak durun. Drift ise arka aksa çok daha fazla güç gönderiyor. RS’i ilk kez kullandım ve en başta Drift modu biraz abartılı geldi. Dinamik Tork Kontrollü 4×4 çekiş sistemine sahip bir aracın bu kadar içten ve açık olacağını hiç düşünmemiştim. Keskin direksiyonu ve muazzam güç akışını çok sevdim. Ford bu işi kavramış; hızlı bir hatchback’in eğlenceli, canlı ve karizmatik olması kadar iyi bir kapasiteye de sahip olması gerekir. RS de bunu yapıyor. Sonuç olarak hiçbir şey düşmedi, tıkırdamadı veya dağılmadı. İlk Focus RS yollara çıktı ve başarıyla ilk adımlarını attı.